Meaning of tutmak | Babel Free
/tutˈmak/Tanımlar
- elde bulundurmak, ele almak
- ele geçirmek, yakalamak
- avlamak
- yanında bulundurmak, alıkoymak
- hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- kaplamak
- kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- denetimi ve yetkisi altına almak
- desteklemek, birinden yana çıkmak
- beğenmek, kabul etmek
- gereğini yapmak, yerine getirmek
- uygun gelmek, çelişmez olmak
- kapatmak, sarmak
- hizmetine almak veya kiralamak
- bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- beddua, dua, ah v.s. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- ulaşmak, varmak
- para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
- uğramak
- herhangi bir durumda bulundurmak
- varsaymak, farz etmek
- hedef olarak almak
- alacağa veya vereceğe saymak
- yaklaştırmak
- kullanmak
- bağlamak
- beklenen sonucu vermek
- iş görebilmek
- sürmek, zaman almak
- yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- bir şeyi kullanması için uzatmak
- sunmak
- işgal etmek
- izlemek
- bırakmamak
- sarmak, bürümek
- asılmak, kuvvetlice sarılmak
- bir kişinin yerini almak
- Yolcunun, otobüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçlarında iken aracın salınımı sebebiyle mide bulantısı başta olmak üzere bazı hassasiyetler göstermesi.
- herhangi bir durumda kalmasını sağlamak}}
- bir yerde kalmasını sağlamak
- bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- biriktirmek, tasarruf etmek
- askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
- başlamak
- bir şey düşünmek
- takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak
Örnekler
“balık tutmak”
to fish
“temizlikçi tutmak”
to hire a janitor
“takım tutmak”
to support a team
“düğün üç gün tuttu”
the wedding took three days
“deniz tutmak ― to get seasick”
“zinde tutmak”
to keep fit
“arabanın bozulacağı tuttu”
the car just randomly decided to stop working
“Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu.”
“Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı.”
“Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz.”
“Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım”
“Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir.”
“Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir.”
“Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları.”
“Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır.”
“Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti.”
“Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu.”
“Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim.”
“Yapıyı geniş tuttu.”
“Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak.”
“Aldığım şeyler bin lira tuttu.”
“Vapur İzmir'i tutmayacakmış.”
“Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor.”
“Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti.”
“Taşa tutmak.”
“On bin lirayı borcunuza tuttum.”
“Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar.”
“Yaşmak tutmak. Ustura tutmak.”
“Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.”
“Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez.”
“Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona.”
“Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu.”
“Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır.”
“Konuklara şeker tutmak.”
“Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız.”
“Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu.”
“Hey başları duman tutmuş dağlar, hey”
“Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş.”
“Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam.”
“Kapıyı açık tutmayın.”
“Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim.”
“Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene.”
“Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi.”
“Herkes aklından bir sayı tutsun.”
CEFR Seviyesi
B1
Intermediate
This word is part of the CEFR B1 vocabulary — intermediate level.
This word is part of the CEFR B1 vocabulary — intermediate level.