tutmak anlamı | Babel Free
tutˈmakTanımlar
- elde bulundurmak, ele almak
- ele geçirmek, yakalamak
- avlamak
- yanında bulundurmak, alıkoymak
- hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- kaplamak
- kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- denetimi ve yetkisi altına almak
- desteklemek, birinden yana çıkmak
- beğenmek, kabul etmek
- gereğini yapmak, yerine getirmek
- uygun gelmek, çelişmez olmak
- kapatmak, sarmak
- hizmetine almak veya kiralamak
- bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- beddua, dua, ah v.s. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- ulaşmak, varmak
- para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
- uğramak
- herhangi bir durumda bulundurmak
- varsaymak, farz etmek
- hedef olarak almak
- alacağa veya vereceğe saymak
- yaklaştırmak
- kullanmak
- bağlamak
- beklenen sonucu vermek
- iş görebilmek
- sürmek, zaman almak
- yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- bir şeyi kullanması için uzatmak
- sunmak
- işgal etmek
- izlemek
- bırakmamak
- sarmak, bürümek
- asılmak, kuvvetlice sarılmak
- bir kişinin yerini almak
- Yolcunun, otobüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçlarında iken aracın salınımı sebebiyle mide bulantısı başta olmak üzere bazı hassasiyetler göstermesi.
- herhangi bir durumda kalmasını sağlamak}}
- bir yerde kalmasını sağlamak
- bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- biriktirmek, tasarruf etmek
- askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
- başlamak
- bir şey düşünmek
- takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak
Conjugation
Browse the table or drill it — all tenses, moods, and persons of tutmak.
Eşdeğerler
Català
inhibir
Deutsch
einbehalten
einbremsen
einhalten
einsperren
fangen
Fängen
festhalten
festhalten
festnehmen
festnehmen
Halten
halten
hemmen
hindern
liegen
Liegen
liegenbleiben
schnappen
schnappen
sitzen bleiben
Sperren
thesaurieren
Verhindern
wachen
warten
zurückhalten
English
Clutch
grab
grip
hold
hold
hold
hold back
hold on
hunt
Inhibit
keep
Retain
Stifle
support
to catch
to hold
to look after
to restrain
watch over
Suomi
estää
hillitä
jarrutella
kestää
muistaa
odottaa
pidätellä
pidättää
pidellä
pidellä
pitää
pitää kiinni
rajoittaa
säilyttää
tarttua
tarttua
Gaeilge
urchoill
עברית
כבש
Bahasa Indonesia
tahan
Italiano
aggrapparsi
aspettare un attimo
aspettare un istante
aspettare un momento
aspettare un po'
attendere
conservare
inibire
ritenere
sorvegliare
tenere
tenersi
Polski
czekać
czuwać
kontrolować
miarkować
poczekać
przetrzymać
przetrzymywać
przytrzymywać się
strzec
trzymać się
zaczekać
zatrzymać
zatrzymywać
zmiarkować
Română
inhiba
Русский
воспрепятствовать
держать
держать
держаться
мешать
нанимать
повременить
подавить
подавлять
поддерживать
подержа́ть
подождать
помешать
препятствовать
сдержа́ть
сде́рживать
сохранить
угнета́ть
Українська
затамовувати
затамувати
перешкоджа́ти
стриматися
стримуватися
тамувати
утримати
утримувати
Oʻzbekcha
tutmoq
Örnekler
“balık tutmak”
to fish
“temizlikçi tutmak”
to hire a janitor
“takım tutmak”
to support a team
“düğün üç gün tuttu”
the wedding took three days
“deniz tutmak ― to get seasick”
“zinde tutmak”
to keep fit
“arabanın bozulacağı tuttu”
the car just randomly decided to stop working
“Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu.”
“Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı.”
“Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz.”
“Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım”
“Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir.”
“Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir.”
“Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları.”
“Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır.”
“Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti.”
“Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu.”
“Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim.”
“Yapıyı geniş tuttu.”
“Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak.”
“Aldığım şeyler bin lira tuttu.”
“Vapur İzmir'i tutmayacakmış.”
“Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor.”
“Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti.”
“Taşa tutmak.”
“On bin lirayı borcunuza tuttum.”
“Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar.”
“Yaşmak tutmak. Ustura tutmak.”
“Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.”
“Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez.”
“Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona.”
“Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu.”
“Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır.”
“Konuklara şeker tutmak.”
“Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız.”
“Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu.”
“Hey başları duman tutmuş dağlar, hey”
“Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş.”
“Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam.”
“Kapıyı açık tutmayın.”
“Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim.”
“Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene.”
“Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi.”
“Herkes aklından bir sayı tutsun.”
CEFR Seviyesi
B1
Orta
Bu kelime CEFR B1 kelime dağarcığının bir parçasıdır — orta seviye.
Bu kelime CEFR B1 kelime dağarcığının bir parçasıdır — orta seviye.
Know this word better than we do? Language is a living thing — help us keep it growing. Collaborate with Babel Free