Meaning of yaşamak | Babel Free
/ja.ʃaˈmak/Tanımlar
- Düzen vermek.
- bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek, duymak, hissetmek
- Yasa koymak.
- devam etmek, sürmek
- eğleşmek, oturmak
- endişesiz, hoş, varlıklı keyif sürmek, vakit geçirmek
- geçinmek
- görüp geçirmek, başından geçmek
- herhangi bir durumda olmak veya bulunmak
- keyfi yerine gelmek, mutlu olmak, işleri yolunda olmak
- varlığını sürdürmek
- canlılık, hayatını sürdürmek
- sağ olmak
Örnekler
“İstanbul'da yaşıyoruz.”
We live in Istanbul.
“Sen genç gibi yaşar, ihtiyar gibi ölürsün.”
“Onun anısı hep yaşayacak.”
“Köyde yaşamak ona şehirde yaşamaktan zor geldi.”
“Tek başına manevra yapan bir lokomotif rahatlığı ile hayatını yaşıyor.”
“Bu kazançla yaşamak kolay değil.”
“Balkan Savaşı'nın bütün acılarını yaşamış bir ailenin kızıydı.”
“Bekâr yaşamak, hür yaşamaktır.”
“Tek başına yaşamak.”
“Bu iş olursa yaşadık.”
“Balıklar suda yaşar.”
“Hiçbir şey yaşarken daha önemli değildir.”
“Deden yaşıyor mu”
CEFR Seviyesi
A2
Elementary
This word is part of the CEFR A2 vocabulary — elementary level.
This word is part of the CEFR A2 vocabulary — elementary level.