oturmak anlamı | Babel Free
o.tuɾ.mɑkTanımlar
- vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
- uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
- bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
- herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
- hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
- toprağın veya bir yapının çökmesi, aşağı inmesi
- biriyle beraber yaşamak
- bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
- yer almak, geçmek
- benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
- belli bir yörüngede dönmeye başlamak
- sıvı tortuların dibe çökmesi, dipte toplanması
Eşdeğerler
العربية
شغل
Deutsch
ablegen
Belegung
dasitzen
gegenübersitzen
liegen
nebeneinandersitzen
setzen
sitzen
Sitzen
wohnen
wohnen
zusammensitzen
English
abide
dwell
dwell
Occupancy
reside
reside
sit
Sit
sit down
sit down
subside
to settle
to sit
Español
sentar
Gàidhlig
suidh
Galego
morada
Bahasa Indonesia
okupansi
日本語
敷
Lietuvių
sėdėti
Nederlands
zitten
Svenska
beläggning
Türkçe
oturulmak
Українська
наповнюваність
Tiếng Việt
ngồi
Örnekler
“Bir saattir bilgisayar karşısında oturuyorum.”
I have been sitting in front of the computer for an hour.
“Ben İstanbul'da oturuyorum.”
I live in Istanbul.
“Üzerine tam oturdu.”
It fitted on you perfectly.
“Gün geçtikçe yeni sözcükler iyice oturmuştu.”
As days passed, the neologisms had caught on.
“Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu.”
“Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız.”
“Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti.”
“Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar.”
“Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı”
“O günden beri enişte beyle oturuyorum.”
“Valilik makamına oturdu.”
“Uydu yörüngeye oturdu.”
CEFR Seviyesi
B2
Orta üstü
Bu kelime CEFR B2 kelime dağarcığının bir parçasıdır — orta üstü seviye.
Bu kelime CEFR B2 kelime dağarcığının bir parçasıdır — orta üstü seviye.
Know this word better than we do? Language is a living thing — help us keep it growing. Collaborate with Babel Free