Meaning of oturmak | Babel Free
/o.tuɾ.mɑk/Tanımlar
- vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
- uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
- bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
- herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
- hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
- toprağın veya bir yapının çökmesi, aşağı inmesi
- biriyle beraber yaşamak
- bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
- yer almak, geçmek
- benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
- belli bir yörüngede dönmeye başlamak
- sıvı tortuların dibe çökmesi, dipte toplanması
Örnekler
“Bir saattir bilgisayar karşısında oturuyorum.”
I have been sitting in front of the computer for an hour.
“Ben İstanbul'da oturuyorum.”
I live in Istanbul.
“Üzerine tam oturdu.”
It fitted on you perfectly.
“Gün geçtikçe yeni sözcükler iyice oturmuştu.”
As days passed, the neologisms had caught on.
“Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu.”
“Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız.”
“Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti.”
“Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar.”
“Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı”
“O günden beri enişte beyle oturuyorum.”
“Valilik makamına oturdu.”
“Uydu yörüngeye oturdu.”
CEFR Seviyesi
B2
Upper Intermediate
This word is part of the CEFR B2 vocabulary — upper intermediate level.
This word is part of the CEFR B2 vocabulary — upper intermediate level.