Meaning of baş | Babel Free
/ˈbas/Tanımlar
- bir kol ya da düğmeye basılarak çalışan, oluşturduğu basınçlı suyla helânın yıkanmasını sağlayan cihaz
- insanda ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız v.s. organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm; kafa, ser, kelle.
- en kalın erkek sesi
- bir topluluğu yöneten kimse.
- sesi böyle olan sanatçı
- Bir şeyin başladığı zaman veya yer:
- en kalın sesli orkestra çalgısı
- Bir şeyin özü, temeli, kaynağı.
- arazide en yüksek nokta
- bir şeyin genellikle toparlakça ucu.
- bir şeyin uçlarından biri
- kasaplık hayvanda ve bazı yiyecekte adet
- sarraflık hakkı.
- Bir şeyin çevresi veya yakını
- güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş derecenin en yükseği
- önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün" anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz.
- deniz teknelerinde ön taraf
- çıbanın üst bölümü.
Örnekler
“Başım çok ağrıyor.”
My head hurts too much.
“Kızılderililerin başı sonunda beyazlarla antlaşma yapmaya ikna oldu.”
The chief of the Native Indians was finally persuaded to make a treaty with the whites.
“İlk başta, biraz endişeliydim.”
At the beginning, I was a little bit anxious.
“Sünnetsiz olduğu için başı gözüküyor.”
His dick was uncut so his peckerhead was seen.
“Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı.”
“Ay başı. Hafta başı. Satır başı. Yılbaşı.”
“Gücün, erdemliğin, bilimin, her şeyin başı paradır, para.”
“Dağın başı. Tepenin başı.”
“Merdiven başında beni çağırdı.”
“Yirmi baş koyun. Üç baş soğan.”
“Güzel bir sonbahar havasında şair, havuz başına uzanır gibi oturmuş, güneşleniyordu.”
“Başa güreşmek.”
CEFR Seviyesi
A2
Elementary
This word is part of the CEFR A2 vocabulary — elementary level.
This word is part of the CEFR A2 vocabulary — elementary level.