bağlamak
Tanımlar
- İp, bağ veya başka bir araçla bir şeyi bir yere, diğer bir şeye veya birkaç şeyi birbirine tutturmak; birleştirmek, raptetmek.
- Bir kimseyi bir yerden ayrılamayacak duruma getirmek
- Bir şey veya kimseyi diğer bir şey veya kimsenin yönetimi altına vermek, aralarında idari bir bağ kurmak
- Yormak, yüklemek, hamletmek
-
İki şey arasında alâka ve irtibat kurmak. metaphoric
- Bir şey veya bir kimse ile diğer bir şey veya kimseyi manevi bir bağla birleştirmek, birbirine yaklaştırmak
- Belli bir parayı belirli zamanlarda ödemek üzere tahsis ve tayin etmek
- Uğruna vakfetmek, emrine vermek, hasretmek
- Karşılıklı olarak uyulması gereken hükümleri belirlemek ve ona göre hareket etmeyi karar altına almak
- Elektrik, su ve doğalgaz gibi aboneliği başlatmak, kişiye tahsis etmek.
- Kumaş, ip, tel gibi şeyleri uçlarını birbiri arasından geçirerek düğümlemek.
- Sargı ile sarmak
- Paket, bohça veya yükü denk yapmak.
- (Başak, buz, kabuk, kaymak, küf, pas, tâne, yosun vb. maddelerle; deri, et, göbek, nasır, yağ vb. insan vücuduyla; renk, sûret vb. şekil ve halle; garaz, kin, yas gibi duygularla ilgili şeyler için) Peydâ etmek, hâsıl etmek, oluşturmak, tutmak.
- Önüne engel koymak, kapatmak.
- Sona erdirmek
- Birine büyü yapmak
- Meydana getirmek, teşkil etmek
- Bir malı şartlarda anlaşarak kendisi için ayırmak, tekeli altına almak; kapatmak.
- Meşgul etmek, başka bir şeyle uğraşamaz duruma getirmek.
Conjugation
Browse the table or drill it — all tenses, moods, and persons of bağlamak.
Eşdeğerler
21 more languages
العربيةتخلل
Azərbaycan dilibağlamaq
Ελληνικάκοτσάρω
Bahasa Indonesiamenyambung
Italianofare sesso occasionale
Македонскизакачува
Portuguêsficar
Tiếng Việtchăn rau
Örnekler
“Arkadaşım, bu anlaşmaya ben imza atmadım. Beni bağlamaz.”
My buddy, I haven't signed this agreement. It does not bind me.
“"(Önce) Deveni bağla, ondan sonra Allah'a tevekkül et."”
"(First) Tie your camel, then submit to God.
“Hostes, inişe geçmek üzere olduğumuzu ve kemerlerimizi bağlamamızı anons etti.”
[A/The] stewardess announced that we are going to land and that we fasten our seat belts.
“Telefonu bağlarsa görüşüp içimi dökeceğim.”
If [he/she/it] puts through, I will talk to (him/her/it/them) and open me.
“Kravatını kendi bağladı.”
[He/She] tied [his/her] tie.
CEFR Seviyesi
C2
Ustalık
Bu kelime CEFR C2 kelime dağarcığının bir parçasıdır — ustalık seviye.
Bu kelime CEFR C2 kelime dağarcığının bir parçasıdır — ustalık seviye.
Ayrıca bakınız
Know this word better than we do? Language is a living thing — help us keep it growing. Collaborate with Babel Free