Meaning of göz | Babel Free
/ˈɟøz/Tanımlar
- Görme organı; basar, ayn, çeşm, dide
- Bazı deyimlerde, görme ve bakma:
- Oda
- Bakış, görüş
- suyun topraktan kaynadığı yer; kaynak
- boşluk, delik
- Çekmece
- Terazi kefesi
- Nazar
- Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı:
- Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri:
- bölüm, hane
- bazı yaraların uç bölümü
- fişeğin bir parçası
Örnekler
“donuk gözler”
lifeless eyes
“mavi gözler”
blue eyes
“güzel gözler”
beautiful eyes
“Bu kuvvetli kaya parçalarının sademesile Çoban köprüsünü yıkarak götürmüş, ikinci köprüden geçikten sonra üçüncü köprünün gözlerine tıkanarak suyu sişirmiştir.”
Flood in Sparta
“iğnenin gözü”
the eye of a needle
“Trump'ın gözü Venezuela'dan sonra hangi ülkede olacak?”
Which country will Trump set his sights on after Venezuela?
“Gözü iki numara miyop.”
“Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu?”
“Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır.”
“Dama tahtasında altmış dört göz vardır.”
“Çıbanın gözü kocaman olmuştu.”
CEFR Seviyesi
A1
Beginner
This word is part of the CEFR A1 vocabulary — beginner level.
This word is part of the CEFR A1 vocabulary — beginner level.