Meaning of iç | Babel Free
/ˈit͡ʃ/Tanımlar
- herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
- oyuk şeylerin boşluğu
- cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
- nesnelerin veya kişilerin arasında bulunan nesne veya kişi, ara
- ten ile dış giysiler arası
- kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm, kabuğun içindeki kısım
- pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
- mide, bağırsak, karın
- akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
- bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
- değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
- muhteva
- bir şeyin görünmeyen gizli kısmı, bâtın
- aynı cinsten şeylerin meydana getirdiği topluluk
- kalp, gönül
- vicdan
- merkeze daha yakın kesim veya şey
- manevi varlığımız
- bir hâlin tamamı
- dolma, sarma, mantı, börek gibi yiyeceklerin içine konulmak üzere hazırlanan malzeme
Örnekler
“evin içi”
the interior of the house
“Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir.”
“Tahtanın içi çürümüş.”
“Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum.”
“Ekmek içi. Ceviz içi.”
“İçi bulanmak. İçi sürmek.”
“İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerede”
“Yurt içi ulaşım. Şehir içi haberleşme. Aile içi ilişkiler.”
“bizden biri.”
“Bu iç yangını bitmez.”
“Bu konuda için ne diyor”
“iç Anadolu.”
“Sevgi içinde yüzüyor.”
CEFR Seviyesi
A2
Elementary
This word is part of the CEFR A2 vocabulary — elementary level.
This word is part of the CEFR A2 vocabulary — elementary level.