Meaning of basmak | Babel Free
/bɑsˈmɑk/Tanımlar
- vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak
- bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek
- bası işi yapmak, tab etmek
- örtmek, bürümek, kaplamak
- bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak
- baskın yapmak
- kişinin yeni yaşına girmesi
- sıkıştırarak yerleştirmek
- duman, sis vb. şeylerin çevreyi kaplaması, çökmesi
- sıvı ve gazları basınçla itmek
- küçük çocukların ayakta durabilmesi
- kümes hayvanlarının kuluçkaya yatması
- uygunsuz vaziyette yakalamak
- bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak
- Kıyafeti bir yana eğerek giymek
- Ateşli silahın tetiğine dokunmak, ateş etmek
Örnekler
“Bastığın yerlerde güller açtı, ...”
Roses blossomed where you stood, ...
“Yeni yağmış kara basmaya bayılıyorum.”
I love stepping on fresh, powdery snow.
“Bas gaza.”
Step on the gas.
“Hiçbir sıkıntı yokken tuş basmamaya başladı.”
For no good reason the key started not to work.
“Ben bastım ama tuş basmadı.”
I did press it but the button didn't work.
“peyniri küpe basmak.”
to stuff the cheese into the earthenware jar
“Kitabınızı ücretsiz basıyoruz.”
We publish your book for free.
“Yollarını ot basmış olan bu büyük köşk.”
This big mansion whose roads leaves have covered.
“Şuraya başparmağını bas, dediler, ben de bastım.”
They told me to impress (something) with my thumbprint and I did it.
“Ölen kızın intikamını almak için köyü basıp yakmış.”
(I heard) he raided and burned down the village to revenge the girl who died.
“Ihtilâcı Naziler evvelâ Radyo istasyonunu basarak müdürü öldürdüler, binayı ateşlediler”
“On dokuz yaşına yeni basmış, ürkek ve utangaç bir kızdım.”
I was a shy and timid girl who just turned 19.
“Şehri akşamüstü sis basmıştı.”
Fog has covered the city, right before the evening.
“Pompa bozulmuş, suyu basmıyor.”
Pump was broken, it doesn't pump the water.
“Kocamı yatağımızda başka kadınla bastım.”
I caught my husband in bed with another woman.
“Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı.”
Upon having problems arise, s/he started to sweat.
“Bench press'te 90 kilo basıyorum.”
I can bench press 90 kilos.
“BMW kaç basıyor?”
How fast a BMW can go?
“Kafam bu işe basmıyor ya.”
I just cannot comprehend what's happening.
“Bastığın yerlerde güller açtı, sarıldı ayaklarına.”
“Motor çalıştıktan sonra debriyaja basarsınız.”
“Yollarını ot basmış, çamları yükselip saçaklarına el atmış olan bu büyük köşk.”
“Peyniri küpe basmak.”
“Pompa bozulmuş, suyu basmıyor. Otomobilin lastiğine hava basmak.”
“Yüreğinin acısını duyuyordu. Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı. İzin istedi." - Y. Z. Bahadınlı”
CEFR Seviyesi
This word is part of the CEFR C2 vocabulary — mastery level.